OYUN (İŞGAL
ALTINDA)
23 nisan piyesleri
Ev dekoru (Eski
tip)
(Anne, baba, büyük
çocuk Mehmet, küçük çocuk Ali)
(Hepsi oturmuş,
düşünceli düşünceli, üzgün üzgün beklerler)
Anne: Oğlum, demek
sen de gidiyorsun, kurtuluş ordusuna sen de katılıyorsun. Oğlum, dedenizi Kafkas
cephesinde şehit verdik. Baban kolunu ve ayağını bıraktı geldi. Bir de seni
kaybetmenin acısı bana çok ağır gelir. Sana bir şey olursa ben artık yaşayamam.
Derdimden ölürüm.
Mehmet: Anne, ne
var ki. Altı ucu gidip kuytu bir yerde gözetleme yapacağım, düşman askerlerinin
durumunu komutanlarıma bildireceğim. Bu kadar basit.
Ali: Silahın da
olacak mı?
Mehmet: Evet.
Ali: Ne güzel, çok
heyecanlı olur.
Anne: Oğlum,
kendine dikkat et. Sen gitmekte kararlısın. Giderken, gelirken etrafına iyice
dikkat et, iyi gizlen.Çatışma olduğunu falan görürsen hemen gizlen, çatışma
bitince çıkarsın.Büyüklerin yanındayken onların arasına gir. Mermi falan gelirse
sana değmesin. Eğer sıkılırsan kaç gel oğlum.
Ali: Evet abi, kaç
gel burda birlikte top oynarız.
Mehmet: Anne,
nasıl konuşuyorsun öyle!
Baba: Evet kadın,
nasıl konuşuyorsun öyle! Ne demek, diğerlerinin ardına gizlenirsin. Vatan uğruna
gidip savaşan Türk askerlerini analar doğurmadı mı? Şehit olanların anneleri yok
mu? Ne demek, sıkılırsan kaç gel! Sen kaçarsan, ben kaçarsam vatanı kim
kurtaracak? Bu düşmanları yurdumuzdan kim kovacak? Keşke elim ayağım tutsaydı da
ben de gidebilseydim savaşa.
Anne: Belki
savaşmadan teslim olsak bizi öldürmezler.
Baba: Ben tanırım
bu Yunan milletini.Teslim olursan da kesinlikle öldürürler. İşgal ettikleri bazı
köylerdeki bütün insanları öldürdükleri gibi bütün tavukları da öldürüyorlarmış.
Mehmet:
Tavuklardan ne istiyorlarmış ki?
Ali: Belki
tavuklardan yumurta istiyorlardır. Tavuklar da vermiyordur.
Baba: Oğlum, deden
vatanı uğrunda seve seve ölüme koştu. Ben de bir kolumu, bir ayağımı kaybettim.
Şu anda cepheye gitmeyi çok istiyorum. Ancak bu halde faydamdan çok zararım
olur. Eğer bir görev verilirse de ne gerekiyorsa yapmaya hazırım.23 nisan piyesleri
Mehmet: Düşman,
dün on kilometre ötedeydi. Zar zor ilerlemekte ama bizim köye iyice yaklaştılar.
Ben düşman karargahına sabaha doğru ulaşırım. Gitmem lazım. Anacığım, babacığım
gün gelir de bu Mehmet oğlunuz dönerse bilin ki vatanımız düşmanlardan
temizlenmiştir ve oğlunuzun görevi bitmiştir. Bir gazi annesi, bir gazi babası
olduğunuz için övünebilirsiniz. Ama gün gelir de vatan düşmandan temizlendiği
halde eve dönmezsem üzülmeyin. Çünkü oğlunuz şehit olmuştur. Bir şehit annesi,
bir şehit babası olduğunuz için övünebilirsiniz. Hem vatanın kurtulmadığımı hem
de benim eve dönmediğimi görürseniz ey Türk milleti! Bilin ki istiklal uğrunda
verilen mücadele kaybedilmiştir. Anne, baba, kardeşim hakkınız helal edin!
Ali: Abiciğim, sen
şimdi gidince bir daha gelmeyecek misin? Abiciğim biz seninle bir daha
tarlalarımıza gidip ekinlerimizi ekmeyecek miyiz? Abiciğim, seninle bir daha
bostanlarımıza gitmeyecek miyiz? Abi, bir daha beni omzuna alıp gezdirmeyecek
misin? Ne zaman geleceksin abi?
Mehmet: Kardeşim,
ben senin yine eskisi gibi koşup oynaman için, bostanlarımızı, tarlalarımızı
düşmanlardan kurtarmak için gidiyorum. İnşaallah döneceğim. Ama eğer dönmezsem
kardeşim, mahşerde görüşürüz. Seni orda omzuma alırım.
Anne: oğlum, ben
bir anayım. Biliyorum ki sen görevinin tehlikesiz olduğunu söyleyerek yüreğimize
su serpmek istiyorsun. Ancak şu anda hiçbir görev tehlikesiz olamaz. Ben,
yüreğimde evlat sevgisiyle vatan sevgisini terazinin iki kefesine koydum ve
tarttım. Evlatsız yaşanır ama vatansız yaşanmaz. Sen can vermezsen, ben can
vermezsem bu vatan nasıl kurtulur? Git oğlum, vatanı kurtarmadan, düşmanı
yurdumuzdan kovmadan gelme! Hakkım, analık hakkım helal olsun sana!
Baba: Oğlum, vatan
senden görev bekliyor. Bu kutsal bir vazifedir. Benim de hakkım helal olsun
oğlum!
Mehmet: Ana, baba,
kardeşim eğer dönmezsem ve vatanımız kurtulursa herhangi bir yere bir mezar taşı
dikin çünkü şehitler ölmez ve şehitlerin mezarı olmaz. İstediğiniz bir yere bir
mezar taşı dikin ve üzerine sadece şunu yazın.:
“
Buralarda bir garip Mehmet vardı
Vatanı uğruna ölüme vardı.
Üzülmeyin hiç analar babalar,
Her
şerefli Türk de bunu yapardı.”
23 nisan piyesleri
2. PERDE
(Yunan Komutan
Odası. Komutanlar)
General: Sayın
çok değerli Ermeni dostum ve meslektaşlarım! Öncelikle hoş geldiniz. Burada
tarih boyunca başımıza musallat olan bir milletin durumunu yani Türk milletini
görüşmek üzere toplanmış bulunuyoruz. Biliyorsunuz ki bu Türk milleti denen
-millet midir nedir- tarih boyunca pek az kere yenebildik. Ama gördüğünüz gibi
şu anda son nefesini vermek üzere olan bu millete son darbeyi vuracağız. Vurmak
zorundayız. Vuramazsak (bekler, bekler) kaçacağız. Son istatistikler gösteriyor
ki Türkler son bir çırpınışla Mustafa mıymış Kemal miymiş birisinin etrafında
toplanmış, bizi Anadolu’dan atmak istiyorlarmış. Hah hah ha, gülerim ben gülerim
ben buna ya! Kim kimi nereden atıyor ulan? Bu topraklar hep bizim. Anadolu
eskiden kimindi?
Hep
bir ağızdan: Bizimdi!
General: İstanbul
kimindi?
Hepsi: Bizimdi!
General: Ankara
kimindi?
Hepsi: Bizimdi!
General: Japonya
kimindi?
Hepsi: Bizimdi!
General: Dünya
kimindi?
Hepsi: Bizimdi!
General: Ay
kimindi?
Hepsi:Bizimdi!
General: Mars
kimindi?
Hepsi: Bizimdi!
General: Jüpiter
kimindi?
Hepsi: Bizimdi!
General: Ayılar?
Hepsi: Bizimdi!
General: Öküzler?
Hepsi: Bizimdi!
General: Salaklar!
Hepsi: Bizimdi!
General: Yeter lan!
Hepsi: Bizimdi!
General: Tamam lan!
Hepsi: Bizimdi!
General: Susun
olum!
Hepsi: Bizimdi!
General: Susuuuuun,
yeter lan aptallar! Bu kadar yalakalık yeter. Hiçbir yer bizim değil. Geldik
işte buraya İngilizlerin dolmuşuyla. Bakalım ne olacak? Siz Türkler’i
tanımazsınız. Türkler çok iyidir, Türkler çok sevimlidir, Türkler çok korkaktır.
Türkler aptaldır, Türkler salaktır. Ama ne zaman?
Hepsi: Ne zaman?
General: Tabii ki
ölüyken. Diri bir Türk korkmazmış; diri bir Türk boyunduruk altına alınamazmış;
diri bir Türk bir avuç toprak için yani vatanı için, namusu için, dini için,
istiklali için canını bile verirmiş.Ama bunlar aramızda kalsın, kimse duymasın.
Tamam mı?
Hepsi: Tamam.
Komutan: Evet, çok
aptalmış bu Türkler.
23 nisan piyesleri
General: (Bakar,
bakar) Aptal senin babanmış angut! Öyle olmasaydı Anadolu’yu çoktan almıştık.
Neyse, Sayın Kakaryüs, Afyon dolaylarında durum nedir?
Kakaryüs: Sayın
Generalim, kuvvetlerimiz içerilere doğru ilerlemektedir. Karşımıza çıkan
çetelerle mücadele ediyoruz. Tabi, ağır kayıplar verdiğimiz oluyor.
General: Çetelerle
mücadele ediyorsunuz öyle mi? Koskoca düzenli ordular çetelerle mücadele etmek
zorunda kalıyor, yazık! Karşınıza ordu falan çıkmıyor mu?
Kakaryüs:
Çıkacakmış diyorlar ama daha çıkmadı.
General:
Askerlerinizin durumu, morali nasıl?
Kakaryüs: Efendim
askerlerimizden, özellikle ölenlerin, moralleri çok iyi ama yaşayanlar için aynı
şeyi söyleyemem.
General: O niye?
Kakaryüs: Efendim,
Türkler çeteler halinde karşımıza çıkıyorlar. Onlar bizim birazımızı
öldürüyorlar, biz de tam onların birazını, öldüremiyoruz ve kaçıyorlar. Sürekli
böyle oluyor.
General: Yani
çetelerle başa çıkamıyoruz mu demek istiyorsun?
Kakaryüs: Hayır
efendim. Biz kadınlarla, çocuklarla, yaşlılarla başa çıkıyoruz, ama ellerindeki
kazma, kürekler olmasa.
General: Türkler
kazma, kürekle mi savaşıyor?
Kakaryüs: Evet
efendim. Üstelik kazmalar ve kürekler orijinal Rus malı. Bizzat baktım. Üzerinde
“Made in Japan” yazıyor. Söyleyelim Ruslara Artık Türklere kazma, kürek
satmasınlar.
General: Yani
Sayın Kakaryüs, siz kazma, küreklerle savaşan Türk kadınları ve çocuklarıyla
başa çıkamadığınızı mı söylüyorsunuz?
Kakaryüs: Efendim,
biz başa çıkmaya çalışıyoruz, ancak açıkçası bu insanları biz öldürmekten
bıktık, onlar ölmekten bıkmadı. İnsanlar öleceklerini bile bile mermilerin
üzerine koşuyor, adeta ölüme meydan okuyorlar. Bir avuç toprak için de bu
yapılmaz ki canım!
General: (Yüksek
sesle) işte Sayın Kakaryüs, biz Yunan milletiyle Türk milleti arasındaki fark
bu. Biz, hiçbir şey için canımızı vermeyi göze alamıyoruz. Onlar, bir avuç
toprak dediğin vatanları için seve seve ölüme koşuyorlar. Arkadaş, aramızdaki
fark bu. Bu farkı kapatamıyoruz bir türlü. Onun için Türkler’in Avrupa
Birliği’ne girmesine karşı çıkıyoruz.
Kaçaryan: Avrupa
Birliği mi? O da ne?
General: Siz
bilmezsiniz.
Dangalos: Efendim,
biz teknik olarak ve silah gücü olarak Türkler’den çok üstünüz. İnanıyorum ki
kısa bir süre sonra Ankara’yı ele geçirir ve Türkler’in hürriyet hayallerini
suya atarız.
General: Sayın
Dangalos, sizin durumunuz nedir?
Dangalos: Efendim,
ben de Türklerin delirmiş gibi mermilere, toplara, tüfeklere aldırmadan,
canlarını hiçe sayarak vatanlarını savunmalarından şikayetçiyim.Bu kadar da
olmaz! Köylere giriyoruz, çoluk çocuk, yaşlı, kadın, canlı cansız herşeyi
öldürüyoruz. Ama askerlerimde de acayip bir korku var. Türk askerinin nerden
çıkacağı belli olmuyor. Pat diye bitiveriyorlar karşımızda. Onun için işgal
ettiğimiz yerlerdeki tavukları bile öldürtüyorum.
General: İyi de
tavukları niye öldürtüyorsun ki?
Dangalos: Efendim,
belki tavuklar yumurtlar, yumurtadan Türk askeri çıkar.
General: Aferin,
devam et.
Dangalos: Ayrıca
efendim, acizane bir düşüncemi söylemek isterim. Türkleri öldüre öldüre
bitiremiyoruz. Bunun sebebi bence Türkler aile planlamasını bilmiyorlar. Doğum
kotrol hapı kullansalar böyle olmaz herhalde. Bedava doğum kontrol hapı
dağıtalım.
General: Sayın
Dangalos bakıyorum da bugün salaklığınızı yanınızda getirmişsiniz.
Dangalos: Ama
aldığım son istihbarat çok ilginç ve önemli efendim.
General: Neymiş o?
Dangalos: Efendim
Türklerin elinde çok sayıda Scud ve Patriot Füzesi bulunduğu söyleniyor.
General: Yapma ya!
Dangalos: valla
billa ! (bekler) Pardon Türkler gibi konuştum.
General: Bu Scud
Füzeleri Saddam’ın Körfez Savaşında İsraile attığı füzeler değil mi?
Dangalos: Evet,
evet!
General: Türklerin
elinde ne arar bu füzeler ya! Neyse beyler göstereceğiniz gayretlerle Türkleri
yenerek Ankara’yı alacağız. Mustafa Kemali ve arkadaşlarını yok edeceğiz.
Anadolu’yu ele geçireceğiz. Bunun için bildiğiniz bütün hilelere
başvurabilirsiniz. Hile yapmak serbest :zar tutabilirsiniz, taş veya kağıt
çalabilirsiniz. Tamam mı?
Hepsi: Tamam.
General: Sayın
Kaçaryan Ermeni dostlarımızın durumu nedir? Doğu Anadolu’da Güney Doğu
Anadolu’da durum nedir? Siz de savunmasız Türkleri, çocukları, yaşlıları öldürüp
kadınlara tecavüz edebiliyor musunuz?
Kaçaryan: Evet,
önümüze geleni ardımıza koymuyoruz. Öldürüyoruz, öldürüyoruz, ama bitiremiyoruz.
Şimdi onlar da ellerine geçen derme çatma silahlarla karşı koymaya çalışıyorlar.
Ancak Fransız dostlarımızdan aldığımız silahlarla Türkleri öldürmek daha kolay
oluyor.
General: Fransız
dostlarımıza hem Yunan milleti olarak hem de siz Ermeniler adına teşekkür
ederim. Onlar her zaman bizim yanımızda olmuşlardır. Açık açık veya gizliden
gizliye bizi desteklemişlerdir. Bakın şu anda Mustafa Kemal’i yenip Türk
milletini yok etmek için size ve bize silah yardımı yapıyorlar. Fransız
dostlarımız bir zamanlar Ermeni soykırımı yasasını da bir gecede meclislerinden
geçirmişlerdi.
Dostlarım! Biz
Rumların ve siz Ermenilerin İngiliz, Fransız, Rus ve diğer milletlerden
dostlarımız olduğu sürece, Türklerin de kendilerinden başka dostları olmadığı
sürece dünya bu Türk milletine dar gelecektir. Türk milleti ya milli ve manevi
değerlerini koruyarak kendi başına yaşamayı ve ayakta kalmayı başaracak ya da
yok olacaktır. Bizim yapmaya çalıştığımız Türk milletini yok etmektir, tamam mı,
yok etmek!
(İçeri bir asker
girer.)
Asker: Efendim!
General: Ne oldu,
yoksa Türk milleti kendi kendini imha mı etti?
Asker: Karargahı
gözetleyen bir Türkü yakaladık. Ne yapalım?
General: Bir Türk
mü yakaladınız? İyi, onu önce bir güzel öldürün sonra asın. Hayır hayır, önce
asın sonra öldürün.
Kakaryüs: Efendim,
isterseniz önce keselim sonra bir ara asarız. Veya önce asalım sonra keseriz.
Dangalos: Hayır ya,
olur mu! Yakalamışız bir kere, önce öldürelim sonra ifadesini alır, neler
bildiğini öğreniriz.
Kaçaryan: Efendim,
bence fotoğrafını çekelim ve Anadolu’da on milyon Ermeniyi katleden adam diye
gazetelere fotoğrafını gönderelim.
General: Hayır,
sen onu buraya getir.
Kakaryüs: Efendim,
tehlikeli olmasın. Bu Türlerin ne yapacağı belli olmaz.
Kaçaryan: Bizi
falan öldürmesin sonra!
General:
Aptallar, o bir esir şu anda. Onu istediğimiz an öldürebiliriz.
(İçeri hızla
itilerek sokulan köylü kıyafetinde Mehmet'tir.)
General:
Karargahın etrafında ne arıyordun?
Mehmet: Eşeğimi
arıyordum.
General: Aptal,
burda eşeğin ne işi var? Senin eşeğin evini bilmiyor mu?
Mehmet: Biliyor.
Üstelik benim eşeğim ait olduğu evden başka bir yere gitmez. Gitse de yaşayamaz.
General: Eeee, ne
diye eşeğini buralarda arıyorsun o zaman?
Mehmet: Benim
eşeğim bile ait olduğu toprakların dışına çıkmaması gerektiğini bilir. Ama öyle
eşekler var ki kendi memleketleri dışına çıkmakla kalmıyor, oraları kendi
vatanları zannediyor. O eşekleri ait oldukları yere göndermek, kovmak için
geldim buraya. Benim cesedimi çiğnemedikçe size bu topraklarda rahat yok!
General: Yani seni
öldürmemizi mi istiyorsun?
Mehmet: Ya bu
topraklardan defolup gidersiniz ya da en son Türk askeri de ölünceye kadar bu
vatanı savunuruz.
Kakaryüs: Bir
dakika! Bu Türk az önce bizi galiba kendi eşeğine benzetti, değil mi?
Mehmet: Evet öyle
yaptım, nihayet anladınız. Ne var, bir itirazın mı var?
Kakaryüs: Hayır
canım, ne itirazım olabilir ki. Zaten babam da bana hep eşşoğlueşşek derdi.
General: benim
merak ettiğim şey şu: Şimdi seni biz burada öldürebiliriz. Ama buna rağmen bize
meydan okuyorsun. Bunu hangi akılla yapıyorsun?
Mehmet: Biz bunu
akılla yapmıyoruz, yüreğimizle yapıyoruz. Aklımızla bir iş yapacak olsaydık
kaçardık. Ama yüreğimiz, inancımız buna engel oluyor.
General: Allah
Allah, şimdi sizin karşınızda en modern silahlarla donatılmış bir ordu var. Bu
orduya neyle karşı koymayı düşünüyorsunuz?
Mehmet: Her
şeyimizle karşı koyacağız.
General: Eeee, bu
ne kadar sürecek?
Mehmet: Bu
mücadele en son Türk askeri de ölünceye kadar sürecektir. Siz, bu toprakları
bütün Türklerin cesetlerini tek tek çiğnemedikçe alamazsınız.
General: Siz öyle
zannedin bakalım. Basit bir köylüsün ama cesaretine hayran kaldım doğrusu. Bu
cesareti hangi marketten aldıysan söyle, şu yanımdaki salaklar da gidip biraz
alsınlar.
Mehmet: Cesaret
satılmaz.
General: Öyle mi?
Kusura bakmayın beyler şansınızı yitirdiniz. Cesaret satılmıyormuş. Siz korkak
kalacaksınız.
Mehmet: cesaret
satılmaz, alınmaz. Cesaret atalardan miras kalır. Ben cesareti atalarımdan
öğrendim. Bana vatan uğrunda ölmeyi, şehit olmayı onlar öğretti. Topla tüfekle
değil yürekle savaşıldığını onlar öğretti. Hürriyeti onlar öğretti. Birliği
beraberliği onlar öğretti. Vatanın bölünmez bir bütün olduğunu onlar öğretti.
General: Ne güzel.
Bize atalarımız insanları sırtından hançerlemeyi öğretti. Bize atalarımız
savunmasız insanları, çocukları, yaşlıları öldürmeyi öğretti. Bize atalarımız
kadınların namusuna yan gözle bakmayı öğretti. Aramızdaki fark bu işte! Senin
cesaretini takdir ettim. Ölüme meydan okuyuşunu hayranlıkla izliyorum. Seni
serbest bırakacağım. Ama tek bir şartla: Diz çöküp söylediklerin için, benden ve
bütün Yunan halkından özür dileyeceksin.
Mehmet: Eeee.
General: Ben de
seni serbest bırakacağım.
Mehmet: Biz
sizlerin karşısında eğilmemek için savaşıyoruz, sen benden diz çökmemi
istiyorsun. Biz vatanımızı elimizden almaya çalıştığınız için sizinle
savaşıyoruz, sen benden özür dilememi bekliyorsun.
General: Ama
hayatını kurtaracaksın. Diz çök ve özür dile sonra kurtul.
Mehmet: ben senin
karşında diz çökersem vatanıma ihanet etmiş olurum, cephelerde savaşan
kardeşlerime ihanet etmiş olurum. Milletime ihanet etmiş olurum. Eğer senden
özür dilersem atalarıma ihanet etmiş olurum. Anama, babama, kardeşime ihanet
etmiş olurum. Hatta kendi kendime, yüreğime ihanet etmiş olurum. Karşınızda asla
başım eğilmeyecektir.
General: Aptal
Türk! İşte beyler, Türk askeriyle aramızdaki fark bu: Bu milletin insanı, bizim
karşımızda diz çökmektense ölmeyi tercih ediyor. Boyun eğerek şerefsizce
yaşamaktansa şerefiyle ölüme koşuyor. Türk askerinde bu ruh olduğu sürece biz bu
milleti yenemeyiz. Götürün bunu ve öldürün. Zaten diz çöküp yalvarsaydın da
öldürülecektin. O zaman şerefsizce ölecektin, şimdi şerefinle ölüyorsun.
Mehmet: Alçaklar!
Öldürün beni, öldürün! Ama unutmayın, en son Türk askeri de öldürülmedikçe asla
bu topraklarda kalamazsınız. Bir köylü Mehmet ölür ve analar bin köylü Mehmet
doğurur. Bir Mehmetçik şehit olur, bin Mehmetçik doğar!
(Perde kapanır.)23 nisan piyesleri
*Perde tekrar
açıldığında bir mezar taşı, taşın üzerinde Mehmet’in vasiyeti olan dörtlük
vardır. Anne, baba ve küçük çocuk mezarın başında hüzünlü hüzünlü beklemektedir.
Fonda Makber parçası çalar.
|